Ana sayfa » türk miğferleri » KERKÜK’ÜN KİMLİĞİ VE TARİHİ GERÇEKLER

KERKÜK’ÜN KİMLİĞİ VE TARİHİ GERÇEKLER

Mustafa TOMBULOĞLU (Yörtürk Kültür ve Sanat Dergisi/Kasım-Aralık 2004 Sayısı )

    Irak vatandaşları olarak yaşayan Türkler, ilk defa 1924 yılında bir katliam yaşadı. 1939 ve 1946 yıllarında, sürgün, tutuklama ve ölümlere varacak uygulamalar devam etti. Cumhuriyetin 14 Temmuz 1958 yılında ilan edilmesiyle, Türkler rahat bir nefes alacaklarını zannettilerse de sonuç hayal kırıklığı oldu. Cumhuriyetin ilk yıldönümü olan 14 Temmuz 1959’da başlayan ve tarihe Kerkük katliamı olarak geçen olaylar, üç gün üç gece sürdü ve yüzlerce Türkmen şehit oldu. 16 Ocak 1980 tarihinde, bu defa Saddam, Albay Abdurrahman, Necdet Koçak ve Adil Şerif Bey’i tüm dünyanın gözü önünde suçsuz yere idam ettirdi. 28 Mart 1991’de Altın Köprü’de, 1996’da Erbil’de ve diğer Türkmen şehirlerinde zulümler, sürgünler ve katliamlar devam etti.

    2003 yılına gelindiğinde, Irak’ın işgali sonucu oluşturulan yönetimler yine Türkmenlere yöneldiler. 50’den fazla Türkmen lider çeşitli şekillerde katledildi. Kesintisiz Türkmen bölgesi olan ve Türkiye ile Kerkük arasında bir köprü durumundaki Telafer’in, ABD’nin desteğinde Kürt peşmergeler tarafından kuşatılarak bombalanması ise, aslında Kerkük’e yönelmiş niyetlerin göstergesidir. Bu nedenle, işgalin ilk günlerinde, Kerkük ve Musul’da, müzeler de dahil olmak üzere tapu ve nüfus daireleri talan edilip yakılmıştır. Bu eylemler, özellikle Kerkük’ün işgal edildiği 10 Nisan 2003 günü meydana gelmiştir. Şimdi, diğer kanıtları, örneğin mezarları yok etmeye çalışıyorlar. Çünkü, Kerkük’teki mezarların çoğu Türkmenlere ait. Eğer kentte iddia edildiği kadar çok Kürt sakini var idiyse, nereye gömüldüler?

    Kerkük kentindeki nüfus yapısını değiştirmeye yönelik faaliyetler, tarihi gerçekleri değiştirebilir mi? 1957’de, kentin Araplaştırılması hareketinin başlamasından önce yapılan son nüfus sayımında, Kerkük’te nüfusun yüzde 40’ının Türkmenlerden ve yüzde 35’inin Kürtlerden oluştuğu bilinmektedir. Tapu sicilleri de, Barzani ve Talabani’nin son dönemde sıklıkla tekrarladığı “Kerkük bir Kürt şehridir” şeklindeki iddialarını doğrulamıyor. Nitekim, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, 1560’lı yıllarda Dakuk ve Kerkük şehirlerinden oluşan Kerkük sancağı üzerine Osmanlılar tarafından hazırlanmış bir nüfus ve arazi sayımını, “111 numaralı Kerkük Livası Muvassal Tahrir Defteri (Kanuni Devri), Ankara 2003” ismiyle yayınlamıştır. Kerkük ve Dakuk’a ait tek mufassal nüfus ve arazi sayımı olan söz konusu kaynak, Kerkük ve Dakuk şehirlerinin çevreleri ile birlikte bir zamanlar gerçekten iki Türk İslam şehri olduğunu göstermektedir. Buna göre, Dakuk ve Kerkük tam bir Müslüman Türk şehri görünümünde olup, Hıristiyan, Yahudi, Arap ve Kürtlerin her iki şehir ve ona bağlı köylerde nitelik ve nicelik olarak önemli bir etkileri yoktu.

    Britannica Ansiklopedisi’nde de; Kerkük nüfusunun yarıdan fazlasının Türkmen olduğu belirtiliyor. Tarihçi Hanne Batato, Kerkük’ün Türkmen şehri olduğunu, kentte dış mahallelere dağılmış az sayıda Kürt ailesi bulunduğunu söylüyor. “Dört Asır Modern Irak” adlı kitabında Stephen Longrıgg, eski Türkmen göçmenlerin Telafer’e ve Musul yolu üzerinde Dalı Abbas ile El Zab El Kabir arasındaki uzun hat boyunca köylere yerleşmiş olduğunu, ancak çoğunun son iki yüz yıldır pek değişmemiş güzel Kerkük’te yaşadığını yazıyor. “Kimliklerin Diyalogu” kitabında Selim Matar, Meclis Konsey toplantısında onaylanan ve Milletler Cemiyeti’ne hitap eden deklarasyondan bahsediyor. Deklarasyon, Irak’ın Milletler Cemiyeti Konseyi’ne vaatlerini içeriyordu. Bu vaatler, 28 Ocak 1932’de alınmış bir karar üzerine Konsey’in kurduğu bir komite tarafından tasarlanmıştı. Deklerasyonun 9. maddesinde Kafri ve Kerkük illerinde baskın cemaatin Türkmen olduğu ve “Türk ve Kürt dillerinin, Arapçanın yanı sıra resmi dil ilan edilmiş olduğu” belirtiliyor. E.B.Soane isimli İngiliz ajanı ise, Birinci Dünya Savaşı öncesi tüm Mezopotamya’yı dolaştıktan sonra “Kerkük doğu Türkiye’den gelen tüm ırklardan oluşmuş: Yahudiler, Araplar, Asuriler, Ermeniler, Türkler, Türkmenler ve Kürtler…” diye yazıyor.

    Tarihi gerçekler, Türkmenlerin, bin yıllık geçmişlerinde, hiçbir zaman silaha sarılmadıklarını ve ülkenin en sadık vatandaşları olarak yaşadıklarını da gösteriyor. Parti bürolarında Irak bayrağını Türkmen bayrağından daha yukarıda dalgalandıran Türkmenlerin, Kürtler tarafından, Türk ajanları olmakla suçlanması da çok saçmadır. Oysa Kürtler, Amerikalıların ülkeyi işgal etmelerine ve Kuzey Irak’ı bir yabancı üssüne çevirmelerine yardım etmekle övünüyorlar. Bu durumda kim ajan?. Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Faruk Abdullah Abdurrahman, her şeye rağmen “problemin anlaşma yoluyla çözülmesini istediklerini” belirtiyor. Çünkü, Irak’ın en kusursuz ve güzel kenti olan Kerkük’ün, umut ışığı olan zenginliğinin bir lanete dönüşmemesi için bu gereklidir.

Bir cevap yazın