Ana sayfa » türkmen » AZERBAYCAN’DAKİ ETNİK HAREKET VE İŞBİRLİKÇİLERİ

AZERBAYCAN’DAKİ ETNİK HAREKET VE İŞBİRLİKÇİLERİ

Mustafa TOMBULOĞLU

(Yörtürk Kültür ve Sanat Dergisi Kasım-Aralık 2006)

Bilindiği gibi, Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan tarihsel problemler nedeniyle, Türkiye-Ermenistan sınır kapısı tamamen kapalı durumda. Ancak son birkaç yıl içerisinde özellikle Kars Belediye Başkanı tarafından, sınırların açılmasıyla bölgede ekonomik hayatın canlanabileceği iddiasıyla çeşitli söylemlerde bulunuluyor. Nihayetinde bu söylemlere ait çeşitli yorumlar, öncelikli Türkiye olmak üzere bilahare Azerbaycan basınında da yer buluyor. Azerbaycan basın yayın organlarının bazılarında konuya ilişkin yayınlanan yazılarda, söz konusu söylem ve girişimler, sanki Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi organlarının görüşleriymiş gibi algılanarak eleştiriliyor.

Bu eleştirilerde özetle; “Türkiye’nin Azerbaycan ile ‘Bir millet, iki devlet’ olduğu, dış siyasetlerinin de aynı stratejik çıkarları üzerine kurulması gerektiği, Dağlık Karabağ’ın işgali nedeniyle Azerbaycan ile, sözde soykırım iddiaları nedeniyle de Türkiye ile problemli olan Ermenistan ile sınırların açılması halinde, Türkiye’nin Azerbaycan kamuoyundaki nüfuzunu kaybedebileceği, gözden düşerek itibarının zedelenebileceği” ifade ediliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi politikası gereği olmamasına rağmen, sınırların açılması yönündeki bazı kısır çevrelerce gerçekleştirilen malum girişimlere ilişkin Azerbaycan tarafından dillendirilen bu eleştiriler, gerçekten de son derece haklı, hatta yetersiz eleştiriler olarak değerlendirilirken, Ermenistan konusundaki bu hassasiyet ve gösterilen duyarlılık da saygı ve takdirle karşılanıyor. Ancak, son dönemde Azerbaycan ve Türkiye basınına ve internet sayfalarına yansıyan bazı hususlar dikkate alındığında, çok daha tehlikeli boyutlara gelindiği ve gösterilmesi gereken duyarlılığın ötesinde, çok daha etkin tedbirler geliştirilmesinin kaçınılmazlığının ortaya çıktığı anlaşılıyor.

Bunlardan bazılarını hiçbir yorum katmaksızın kısaca gözden geçirelim.

Azerbaycan’da geçtiğimiz yıl içerisinde yapılan Milli Meclis Seçimleri öncesinde, bazı Azeri siyasetçilerin, Ermenistan İstihbarat Servisi çalışanları olduğu iddia edilen şahıslarla, “daha sıkı işbirliğine gidilmesi ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulması” yönündeki yapılan görüşmeleri, bütün çıplaklığıyla Azerbaycan TV ekranlarında yayınlanıyor. Yine seçimler öncesinde bazı Kürt kökenli milletvekilleri tarafından, Azerbaycan ve Nahçıvan’da yapılan propagandalarda; “Azerbaycan ve Nahçıvan’ın tarih boyunca Kürtlerin egemenliği altında bulunduğu, Kahraman Ermeni ordusunun (!), Y.Karabağ’daki Kürtlerin topraklarını Azerilerin elinden aldığı, Nahçıvan ve Azerbaycan’da çok sayıda Kürt asıllı vatandaşın yaşadığı, artık Kürtlerin kendi topraklarına dönme zamanının geldiği, bu nedenle parlamentolarda da Kürt asıllı milletvekili sayısının artması gerektiği,” hususları işleniyor ve hatta terör örgütü lideri Abdullah Öcalan lehine konuşmalar yapılıyor.

Y.Karabağ’ın işgalinin 14. yıldönümü çerçevesinde, yine geçtiğimiz yıl içerisinde, Y.Karabağ/Hankendi, Şuşa, Agdere, Hadrut ve Askeran’da, Ermenistan ve Rusya’dan gelen sanatçıların da katılımıyla gerçekleştirilen çeşitli etkinliklere, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’dan Ermeni ve Kürt gruplar ve temsilcileri katılıyor. Etkinliklerde bir konuşma yapan Bakü Ronahi Kürt Kültür Merkezi’nden Alihan Tamoyev tarafından; “Ermenileri, kendilerine kardeş, dost ve müttefik olarak gördükleri, Osmanlı Türkiye’sinin, bugüne kadar Ermeni ve Kürt halkına zulmederek, ya vatanlarından kaçmaya mecbur bıraktığı, ya da ölüm tehdidi altında yaşamaya mahkum ettiği, bu nedenle Kürtler ve Ermenilerin, haklarını yeniden elde etmek amacıyla, mücadelelerini birlikte sürdürmeleri gerektiği” hususları dile getiriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı sözde Ermeni ve Kürt topraklarının ele geçirilmesi amacıyla kurulan, Suriye, Irak, İran, Ermenistan ve Y.Karabağ alanlarında faaliyet gösteren “DAMAŞK (DAMASCUS-Şam)” adlı Ermeni-Kürt örgütünün, Nahçıvan’la da yoğun ilişkileri bulunuyor. Örgüt elemanlarına, Y.Karabağ/Hankendi ve Şuşa’da, Rus ve Ermeni subaylar tarafından askeri eğitimler veriliyor. Örgütün, Y.Karabağ/Şuşa ofisi, Ağustos 2005 ayı içerisinde faaliyete geçiriliyor ve ofisin kuruluşu Ermenistan İçişleri Bakanlığı tarafından da resmen onaylanıyor.

Bağımsız bir “Lezgizistan Devleti” kurmak amacıyla, 1990 yılında Rusya’nın desteğiyle Dağıstan’da kurulan “SADVAL” örgütü, Azerbaycan’ın kuzeyindeki Kusar, Kuba, Haçmaz, Gebele ve diğer kuzey illerinde yaşayan Lezgi etnik grubu menşeili bir örgüt ve bugüne kadar Azerbaycan’da, Ermeniler dışında terör saldırısı düzenleyen tek örgüt olma özelliğini taşıyor. Örgüt, tek hedefini ise; “Kuba, Kusar ve Haçmaz illerinin Azerbaycan’dan silah gücü ile koparılması ve Dağıstan’da yaşayan Lezgilerle birleştirilmesi” şeklinde açıkça belirtiyor. Bu örgütün militanları, Ermenistan ve Dağıstan’daki eğitim kamplarında, yine Rus ve Ermeni askerler tarafından eğitiliyor. Azerbaycan’da gerçekleştirdiği çeşitli terör eylemlerinde 40’a yakın Azeri hayatını kaybederken 100’den fazla Azeri de yaralanıyor. Maalesef ki, bu örgütün de Azerbaycan ve Nahçıvan yönetimlerinde üst seviyede ilişkileri bulunuyor.

Azerbaycan’da faaliyet gösteren ve tekel durumundaki herkesin malumu bazı büyük şirketlerin, kimisi İran, kimisi Gürcistan ve kimisi de Rusya üzerinden Ermenistan ile olan ticari ilişkileri baştan beri devam ediyor. Bu şirketlerin ve ilişkili oldukları ülkelerdeki şirketlerin sahipleri de ne büyük bir tesadüftür ki Kürt kökenli şahıslar olarak karşımıza çıkıyor.

Benzer örnekler ve olaylar çok daha fazla sıralanabilir ve ayrıntılarıyla birlikte gözler önüne serilebilir. Ancak bu kadarı bile konunun anlaşılması açısından son derece yeterli gözüküyor. Başta da belirtildiği gibi ve altını bir kez daha çizmek gerekirse, Türkiye-Ermenistan sınırının yeniden açılması gibi bir durumun dillendirilmesi dahi, Türkiye Devleti’nin resmi görüşü olmaması ve bunun bilinmesine rağmen, Azerbaycan’ı haklı olarak rahatsız edebilir. Söz konusu tepkiler de, gösterilen duyarlılıktan ötürü son derece övgü ve takdirle karşılanabilir. Ancak burada belirtilmeye ve dikkat çekilmeye çalışılan husus, “İğne-çuvaldız” sözünü anımsatıyor. Yani sözün özü; “Çuvaldızı başkasına batırırken, bari iğneyi de kendine batır” türünden.

Düşünün, Azerbaycan ile Ermenistan arasında, Ermenistan tarafından işgal edilen ve yıllardır çözülemeyen “Yukarı Karabağ” sorunu var ve işgal sırasında da binlerce Azeri katledildi ve binlercesi de yurtlarından edildi. Dolayısı ile iki ülke arasında, amiyane bir tabirle ve tam anlamıyla kemikleşmiş bir “düşmanlık” söz konusu. Hal böyleyken, ülkendeki bazı gruplar, ezeli düşmanın ile yakın bir işbirliği içerisinde. Azerbaycan halkı bu durumdan haberdar ve son derece de rahatsız. Peki ne tür önlemler alınıyor ve ne gibi sert tedbirler geliştirilebiliyor ? Yoksa, bu malum şahısların yönetim kademelerinin içerisinde bulunmaları önemli bir engel mi oluşturuyor ? Parasal ve mafyasal güce sahip olmaları, onları dokunulamaz mı kılıyor ? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Ancak görülen, bilinen ve hatta emin olunan bir şey var ki, o da; Azerbaycan’daki etnik faaliyetlerin her geçen gün tehlikeli boyutlara taşındığı, radikal önlemler geliştirmez ise de önümüzdeki süreçte bu etnik faaliyetin, süregelen ezeli düşman ile ortaklığının çok daha vahim sonuçlar yaratabileceğidir.

Bir cevap yazın